Başörtüsünü çıkaranlar anlatıyor: Neden bu kararı alıyorlar, neler yaşıyorlar?


bir gün dans ederken; ‘sen başörtülüsün’ senin ne işin var burada kenara çekil, sen mümineyi temsil ediyorsun’ bir müminesin sen ve kenarda oturmalısın’ şeklinde uyarı aldığımı hatırlıyorum. Ben rahatlıkla dans edebilmek için aslında başörtümü çıkardım. desem yeridir İlk gittiğimde üniversiteye, peruk kullanmıştım, yasak olduğu için Peruğumu da tam kapatmıyordum, şuradan itibaren örtüyordum ki başörtülü olduğum belli olsun. Ben yurtdışına çıktım ve tabii farklı bir dünyaya gitmiş oldum. Ailem, akrabalarım, çevrem hepsi muhafazakar; siyasi olarak, ideoloji olarak sağ çizgide yer alan kişilerdi. Dolayısıyla benim için bambaşka bir dünya, bambaşka bir bakış açısı… Ve bu süreçte gerçekten hayatımdaki en farklı insanlarla hani kimlik olarak, ırk olarak, dini görüş ya da yaşam stili olarak insanlarla ilk defa orada tanıştım diyebilirim. Mesela ilk defa ateist birisiyle sanırım orada tanıştım. Evrim konusunda birisiyle tanıştığımı hatırlıyorum mesela Evrim tartışırken Ben ne kadar inançlı biriyim, ben inanç üzerinden bunu savunurken o bilimsel yönden savunuyordu. Bu tartışmayı yapmıştık. Ya da Hristiyan bir arkadaşla yurttayken yine başörtüsü, din, ideoloji üzerine çok sohbet ettiğimiz bir dönemdi. Onları böyle sanki; yabancı ve yazık işte cahil ya da şanssız olarak görüyordum. ‘Başörtülü bacılarıma saldırdılar’ şeklinde bir söylem söz konusuydu. Böyle bir itham vardı. Hatta camiye ayakkabılarıyla girdiler şeklinde bazı görüntüler ortaya çıkmıştı. Ben bu görüntüleri gördüğümde çok üzüldüm. Hemen inandım. Ve ‘bu ne’ dedim, ‘ben neyi destekliyorum, böyle bir şey olamaz’… Çünkü çok inançlıyım hala o dönemde. Sonrasında tabii bu dezenformasyon ortaya çıktı. bir şekilde bunlar aklandı, gördüm. Hepsini takip ediyordum. Her iki taraftan da çok fazla yalan haber vardı. Bunlardan bir tanesi de ‘başörtülü bacılarıma saldırdılar’ şeklindeki söylemdi Bu tweeti gördükten sonra bir cevap yazdım. Ama o an bir refleksti. Herkes bir şeyler yazıyordu cevap olarak. Benim de o an düşünmeden yazdığım bir tweetti aslında. Sen bunu burada nasıl kullanırsın, bu kişiye karşı bunu nasıl söylersin, sen başörtüsünden utanmıyor musun, çıkar onu, hiç yakışmıyor sana… Kişiliğime, inancıma, kadınlığıma insanlığıma saygı duyulmadan yapılan hakaretler vardı Kendi mahallemin bana nasıl düşman olduğunu görmüştüm ve hayal kırıklığına uğramıştım. Bu uzaklaştırma cezası bana şu kararı verdirdi: Ben İstanbul’a gideceğim, çalışmaya başlayacağım Madem siz beni okuldan attınız, ben ayakta duracağım, ekonomik özgürlüğümü elde edeceğim ve aklımda olan bir şeyi artık yapacağım dedim. Aklımda olan şey de başımı açmaktı çünkü ben artık onu taşıyamıyordum. Bunu hissediyordum. Çünkü bana yapılan; benim o kadar inancıma rağmen bana yapılan hakaretler, ‘tamam bunu mu istiyorsunuz’ şeklinde belki bir isyandı. Belki bir karar vermeydi ve o kararımı gerçekleştirmekti. Benim sınırlarıma, çizgilerime dokunmadığı, beni kimsenin yargılamadığı sürece ben de kimseyi yargılamam. Yani eğer özgürlüğü mutluluğu huzuru başörtüsünde ve dinde görüyorlarsa ne mutlu onlara. Devam etmeliler zaten. Ben de öyleydim, gerçekten öyle hissediyordum. o yüzden çok iyi anlıyorum. Empati kuramadığımız için zaten birçok sıkıntı yaşıyoruz. Ben empati kurabiliyorum yeter ki birbirimizi yargılamayalım ve dışlamayalım. Kadınlar üniversiteye girerek özgürleştiler. Bu, üniversiteye girmeleri aslında onlar için bir engeldi. Bu engeli aştılar. Ama o eğitim süreci onları bir şekilde özgürleştirecekti zaten. Yani o kadınlar o dönemde özgürleşemediler ama sonraki nesil, bu internet çağındaki bu genç nesil illa ki özgürleşecekti. Ama başörtüsüyle ama başörtüsüz. Yani böyle düşünüyorum. Bir dönemin ikna odalarının tarihsel, kültürel ve siyasi zemini olan ve uzun bir sürece yayılmış sistematik bir şekliydi aslında bize yapılan. Önce bonenin çıkışı, sonra yarım türban, sonra şapka ve en nihayetinde saçlar. Bu süreçte üniversiteyi kazanmış olmasaydım, bir geleceğim olmasaydı, baba evinde yaşayan bir ev kızı olsaydım belki hala şu an yerimde sayıyor olurdum. Platformun kurucususun ve sen de başını açmaya karar verdin. Ne zaman ve nasıl aldın bu kararı? Aslında imam hatip yıllarımda ciddi bir kutuplaşma yaşamaya başladım. Çok muhafazakar bir ailede doğduğum zaman metal müziğe yönlenip hayatını bununla sürdürmek diye bir şey olamaz. Ya da sol bir gruba dahil olup eylemlere katılmak olamaz. Radikal olabileceğim bir alana ihtiyacım vardı. Dolayısıyla aslında çok ciddi bölünmeler yaşarken bile başörtüsünü savunabiliyordum. Ama içten içe de artık oradan koptuğumu ve beni başka bir yolun beklediğini biliyordum. Muhafazakar yaşamı benimseyen kadınlar da onlar bizim ne çektiğimizi bilmiyorlar, bizim başörtüsüyle üniversiteye girmek için ne kadar çaba gösterdiğimizi bilmiyorlar diyorlar. Onlara tepkiniz, cevabınız ne olur? Kadınlar tarih boyunca birçok farklı mücadele verdi. 28 Şubat’ta kadınların yaşadığı mücadele de bu mücadelelerden biriydi. Haklı bir mücadeleydi. Devlet ya da başka herhangi bir baskı mekanizmasının kılık kıyafetlere karışması diye bir şey söz konusu olamazdı bu anlamda gelinen nokta zaten olması gereken bir nokta. Bu haklı bir mücadeleydi. İyi ki bu şekilde sonlandı. Ama bunun haklı bir mücadele olması bugünkünün haksız olduğunu göstermiyor. Aslında bizim talebimiz de yalnızca özgürlük. Başka hiçbir talep değil. Ve dolayısıyla eğer bir insan başörtüsü takmaktan memnunsa burda onu bağlayan hiçbir şey yok. Çünkü sen memnunsun. Ve başkası senin memnun olduğun, senin üstüne bazı fikirler inşa etiğin bir şeyi istemeden yapıyor. Bu aslında senin inancını da bir yerde daha dışarıdan bakan bir insan için değersizleştiriyor. Hiçbir insan 13-14 yaşında, bütün hayatı boyunca giyeceği bir kıyafete karar veremez. Ben de imam hatipte, arkadaşlarımla aynı imam hatipte, aynı lisedeydik. Ben çok isteyerek kapandım. Çok dindardım. Beş vakit namazımı kılardım. Kılmadığım zaman ağlardım. Böyle bazen sabahlara kadar ağlardım. İnançsız olmaktan çok korkuyordum çünkü cehennem korkusuyla büyüdüm. O yüzden benim ‘tam olarak inançsızım demem çok zordu’ Sürekli böyle ‘müslüman da değilim, ama müslüman değilim’ de diyemiyorum. Bunu kendime bile söyleyemiyorum. Böyle bir süreç geçirdim. Ondan sonra dedim ki bu kadar zor olmamalı Diğer arkadaşlarım gibi imam hatipte yanlış olduğunu hissettiğim şeyler çok daha fazla gözümün önündeydi. Daha fazla, kadın olarak bir birey olmadığımın hareketlerle bana gösterildiği çok durumla karşılaştım ve bir dönem yatılı kurslarda kalmıştım. Orada mesela şey oluyordu: Bir evde 20 kız falandık Ben en küçükleriydim. Bir erkek tamirci geldiğinde hepimizi en dipteki odada bekletiyorlardı. O çıkana kada hani böyle kaçmamız, tamamen ayrışmamız gibi bir durum söz konusuydu. Bir kadın olarak ben var olduğumu, bir insan olduğumu… bu çok basit bir olgu yani. Yani ben varım, bir kadınım ve insanım. İstediğim şekilde, hissettiğim şekilde yaşayabilmeliyim. Bunların içimde çok fazla savaşını verdim. Bir noktadan sonra tamam dedim; bu kadar korkak olmanın da ecele faydası yok yani. Ondan sonra dedim ki ‘ben inançsızım, bunu kabul ediyorum’ buna göre yaşamam ve kendim olmam gerekiyor dedim.

About Nicklaus Predovic

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *